Hikmet’in Hikayesi – 2

2.Bölüm
-Oğul kıza nasıl baktığını gördüm. Senin sesin oldum olası yanıktır ya, o gün daha bir yanık okudun. Ne dersin isteyelim mi sana Zeynep’i?

Hikmet ismi duyunca bir duraksadı ve işte ilk kez, temizlikten ve saflıktan bembeyaz olan o yüzü gelincik çiçeklerinin rengini aldı. Elini kolunu nereye koyacağını bilmedi Hikmet. Sonra varla yok arası bir sesle;

-Kısmet ! diye bildi.
Dedik ya Hikmet hisli çocuktur. Öyle bi çırpıda söyleyemez hissettiklerini. Diz kırdı oturdu sofraya. O an dünyanın birikmiş tüm sessizliği geldi, salonun köşelerinde birikti evin. Konuşmak için değil, karın tokluğuna açıyordu ağzını Hikmet. Öyle sustular Ümran yengeyle. Sonra kalktı dışarı çıktı, beyaz bir kar topuna benzer ayın şavkıyla başbaşa düşündüler Zeynep’i.
Ertesi sabah erken uyanmadı Hikmet. Hoş uyuyamamıştı da. Yıllardır yattığı döşek, kafasını emanet ettiği yastık diken olmuş batmıştı. Neden sonra kalktı yerinden. Elini yüzünü yudu. Bi çırpıda giyindi üstünü. Günaydın bile demeden hızla çıktı evden. Ümran kendi evladı gibi bildiği Hikmet’in bu haline şaşırıyordu. Karşısında henüz yirmialtısına yeni basmış bi delikanlı, gözleri kan çanağı. Seslenecek gibi oldu arkasından, yetişemedi.
O gün akşama kadar görünmedi Hikmet. İnekleri otlamaya çıkarmadı, kahveye inip hal hatır sormadı kimseye. Söğüdün altında sırt üstü uzanıp kuşburnunun türküsünü söylemedi. Akgelinin yamacına doğru, köyden az uzaktır mezarlık. Hikmet anasının mezarının başında akşama kadar durdu. Mezar taşını anası belledi, geçti karşısına Zeynep’i anlattı. Utanınca tüm dünyanın kötülüklerini örtebİlecek büyüklükteki göz kapaklarının nasıl kapandığını anlattı. Kızılcık şerbetinin yanaklarına nasıl yakıştığını anlattı. Ona bakınca dünyanın tüm gezlliklerinin değerini nasıl kaybettiğini anlattı. Hikmet anasını hiç hatırlamaz. Zeynep’in tüm güzlliklerini annesine yordu. Ona benzetti. Ne vakit ay yüzünü gösterdi, yavaş ve emin adımlarla tekrar köye döndü Hikmet. Eve gldiğinde anasının sözünü dinleyecekti Hikmet. Kapıdan girdi. Ümran yengesi yarı içi geçmiş gözlerle örgüsünü örüyordu. Dayandı kapının pervazına, git de yarın bi konuş bakalım, deyiverdi bi çırpıda.
Hafif gülümsedi Ümran. Peki madem, dedi. İşte o andan sonra büyük, kocaman yüklü bir beygir geldi oturdu Hikmetin böğrüne. Heyecan nasıl bir duygu ilk o vakit tattı. Koca köyün önünde kehribar sesiyle türkü söylerdi de, heyecanlanmazdı. Ama işte o gün ilk kez o heyecanı tattı Hikmet.
Ümran büyük ve muzaffer bir görevi omuzuna yüklemiş, fırsat kolladı bi kaç gün. sonra bi ara nasıl yaptıysa Zeynep’lerde buldu kendini. Önce çay çorba içtiler. Ümran tüm bu süreç boyunca Zeynep’i izledi. Kafasında olan tüm detayları kontrol ediyordu sanki. Sonra Zeynep’in annesine dönüp konuyu açtı.
Aynı anda mutfakla salon arasındaki geniş holde kimsenin göremeyeceği bir yerde tüm bu konuşmaları dinleyen, 22 sine yeni basmış ve çoşkun akan ırmakların gümbürtüsü gibi çarpan kalbiyle Zeynep duruyordu.

2.Bölümün Sonu